Kur'ân'ı okuyan kurrâdan biri olan Mücemmi' b. Câriye el-Ensârî (radıyallahu anh) şöyle anlattı:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Hudeybiye'de bulunduk. Oradan dönünce bir de baktık ki insanlar develeri koşturuyor. İnsanlar birbirlerine: “İnsanlara ne oluyor?” dediler. (Bazıları): “Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiy geldi” dediler. Biz de insanlarla birlikte (hayvanlarımızı) koşturarak çıktık. Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) Kürâu'l-Gamîm'de devesinin üzerinde durur halde bulduk. İnsanlar etrafında toplanınca onlara “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik” (Fetih 48/1) âyetini okudu. Bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! O bir fetih midir?” dedi. (Peygamber): “Evet, Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki o, elbette bir fetihtir” buyurdu. Hayber, Hudeybiye ehline taksim edildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu on sekiz paya böldü. Ordu bin beş yüz kişiydi; içlerinde üç yüz atlı vardı. Atlıya iki pay, yayaya da bir pay verdi.
Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû Muâviye'nin hadisi daha sahihtir ve amel onunla yapılır. Mücemmi'in hadisindeki vehmin (yanılmanın) “üç yüz atlı” demesinde olduğunu düşünüyorum; (oysa) onlar iki yüz atlı idi.
Sünen-i Ebû Dâvûd 2736, Kitap 15, Hadis 260