Mekhûl şöyle anlattı:
Mısır'da Hüzeyl oğullarından bir kadının kölesiydim; beni azat etti. Mısır'dan, kanaatimce orada bulunan her ilmi elde etmedikçe çıkmadım. Sonra Hicaz'a geldim; oradan da kanaatimce orada bulunan her ilmi elde etmedikçe çıkmadım. Sonra Irak'a geldim; oradan da kanaatimce orada bulunan her ilmi elde etmedikçe çıkmadım. Sonra Şam'a geldim ve orayı (ilim için) elekten geçirdim. Bütün bunlarda nefel hakkında soruyordum; bana bu hususta bir şey haber veren kimseyi bulamadım. Nihayet Ziyâd b. Câriye et-Temîmî denilen bir yaşlıya geldim ve ona: “Nefel hakkında bir şey işittin mi?” dedim. O: “Evet, Habîb b. Mesleme el-Fihrî'yi şöyle derken işittim: Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında bulundum; (seferin) başlangıcında dörtte bir, dönüşte ise üçte bir nefel verdi” dedi.
Sünen-i Ebû Dâvûd 2750, Kitap 15, Hadis 274
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ بَشِيرِ بْنِ ذَكْوَانَ، وَمَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ الدِّمَشْقِيَّانِ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَهْبٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ مَكْحُولاً، يَقُولُ كُنْتُ عَبْدًا بِمِصْرَ لاِمْرَأَةٍ مِنْ بَنِي هُذَيْلٍ فَأَعْتَقَتْنِي فَمَا خَرَجْتُ مِنْ مِصْرَ وَبِهَا عِلْمٌ إِلاَّ حَوَيْتُ عَلَيْهِ فِيمَا أُرَى ثُمَّ أَتَيْتُ الْحِجَازَ فَمَا خَرَجْتُ مِنْهَا وَبِهَا عِلْمٌ إِلاَّ حَوَيْتُ عَلَيْهِ فِيمَا أُرَى ثُمَّ أَتَيْتُ الْعِرَاقَ فَمَا خَرَجْتُ مِنْهَا وَبِهَا عِلْمٌ إِلاَّ حَوَيْتُ عَلَيْهِ فِيمَا أُرَى ثُمَّ أَتَيْتُ الشَّامَ فَغَرْبَلْتُهَا كُلُّ ذَلِكَ أَسْأَلُ عَنِ النَّفْلِ فَلَمْ أَجِدْ أَحَدًا يُخْبِرُنِي فِيهِ بِشَىْءٍ حَتَّى أَتَيْتُ شَيْخًا يُقَالُ لَهُ زِيَادُ بْنُ جَارِيَةَ التَّمِيمِيُّ فَقُلْتُ لَهُ هَلْ سَمِعْتَ فِي النَّفْلِ شَيْئًا قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ حَبِيبَ بْنَ مَسْلَمَةَ الْفِهْرِيَّ يَقُولُ شَهِدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَفَّلَ الرُّبُعَ فِي الْبَدْأَةِ وَالثُّلُثَ فِي الرَّجْعَةِ .