Ebû Humeyd (Fuleyh tariki): Rükûda ellerini dizlerini kavrıyormuş gibi koyar, kollarını yanlarından uzak tutardı.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 734, Kitap 2, Hadis 344
Sahih
Türkçe meal

Abbâs b. Sehl şöyle anlattı:

Ebû Humeyd, Ebû Üseyd, Sehl b. Sa'd ve Muhammed b. Mesleme bir araya geldiler ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) namazını andılar. Ebû Humeyd: “Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) namazını en iyi bileniniz benim” dedi ve bunun bir kısmını zikretti. Şöyle dedi: Sonra rükûa vardı; ellerini, sanki onları kavrıyormuş gibi dizlerinin üzerine koydu; kollarını (yay kirişi gibi) gerdi ve onları yanlarından uzak tuttu. Sonra secde etti; burnunu ve alnını (yere) iyice yerleştirdi, kollarını yanlarından uzaklaştırdı ve avuçlarını omuzlarının hizasına koydu. Sonra başını kaldırdı; öyle ki her kemik yerine döndü. (Namazı) bitirinceye kadar (böyle yaptı). Sonra oturdu; sol ayağını (altına) yaydı, sağ ayağının ön kısmını kıbleye yöneltti; sağ avucunu sağ dizinin üzerine, sol avucunu sol dizinin üzerine koydu ve parmağıyla işaret etti.

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Utbe b. Ebû Hakîm, Abdullah b. Îsâ'dan, o da Abbâs b. Sehl'den rivayet etti; teverrükü zikretmedi ve Fuleyh'in hadisinin benzerini zikretti. Hasan b. el-Hurr de Fuleyh ve Utbe'nin hadisindeki oturuşun benzerini zikretti.

Sünen-i Ebû Dâvûd 734, Kitap 2, Hadis 344

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو، أَخْبَرَنِي فُلَيْحٌ، حَدَّثَنِي عَبَّاسُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ اجْتَمَعَ أَبُو حُمَيْدٍ وَأَبُو أُسَيْدٍ وَسَهْلُ بْنُ سَعْدٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَذَكَرُوا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو حُمَيْدٍ أَنَا أَعْلَمُكُمْ بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ بَعْضَ هَذَا قَالَ ثُمَّ رَكَعَ فَوَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ كَأَنَّهُ قَابِضٌ عَلَيْهِمَا وَوَتَّرَ يَدَيْهِ فَتَجَافَى عَنْ جَنْبَيْهِ قَالَ ثُمَّ سَجَدَ فَأَمْكَنَ أَنْفَهُ وَجَبْهَتَهُ وَنَحَّى يَدَيْهِ عَنْ جَنْبَيْهِ وَوَضَعَ كَفَّيْهِ حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ حَتَّى رَجَعَ كُلُّ عَظْمٍ فِي مَوْضِعِهِ حَتَّى فَرَغَ ثُمَّ جَلَسَ فَافْتَرَشَ رِجْلَهُ الْيُسْرَى وَأَقْبَلَ بِصَدْرِ الْيُمْنَى عَلَى قِبْلَتِهِ وَوَضَعَ كَفَّهُ الْيُمْنَى عَلَى رُكْبَتِهِ الْيُمْنَى وَكَفَّهُ الْيُسْرَى عَلَى رُكْبَتِهِ الْيُسْرَى وَأَشَارَ بِأُصْبُعِهِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ عُتْبَةُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عِيسَى عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ سَهْلٍ لَمْ يَذْكُرِ التَّوَرُّكَ وَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ فُلَيْحٍ وَذَكَرَ الْحَسَنُ بْنُ الْحُرِّ نَحْوَ جِلْسَةِ حَدِيثِ فُلَيْحٍ وَعُتْبَةَ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 734 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü