İbn Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber'i fethettiğinde, arazinin ve bütün sarı ve beyazın –yani altın ve gümüşün– kendisine ait olmasını onlara şart koştu. Hayber halkı ona: “Biz araziyi (sizden) daha iyi biliriz. Onu işlememiz, ürünün yarısı bizim, yarısı sizin olması şartıyla onu bize ver” dediler. (Râvi), Peygamber'in onu bu şartla onlara verdiğini söyledi. Hurmaların devşirileceği zaman gelince onlara İbn Revâha'yı gönderdi. O da hurmaların (ürününü) tahmin etti –Medine halkının hars dediği şey budur– ve: “Şunda şu kadar (vardır)” dedi. Onlar: “Ey İbn Revâha! Bize çok yükledin” dediler. O da: “Öyleyse hurmaları ben tahmin edeyim ve söylediğimin yarısını size vereyim” dedi. (Râvi) dedi ki: Bunun üzerine onlar: “İşte hak budur; gökler ve yer bununla ayakta durur” dediler ve: “Söylediğin şeyi almaya razı olduk” dediler.
Sünen-i İbn Mâce 1820, Kitap 8, Hadis 38