Abdullah b. Selâm'ın rüyası: Tutunduğun halka İslâm'ın halkasıdır; ölünceye kadar ona sımsıkı tutun.

Kaynak
Sünen-i İbn Mâce 3920, Kitap 35, Hadis 28
Türkçe meal

Haraşe b. el-Hurr şöyle anlattı:

Medine'ye geldim ve Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) mescidinde bazı yaşlıların yanına oturdum. Bastonuna dayanarak bir ihtiyar geldi. Topluluk: “Cennet ehlinden bir adama bakmak kimi sevindirirse şuna baksın” dedi. (İhtiyar) bir direğin arkasında durup iki rekât namaz kıldı. Ben kalkıp yanına gittim ve ona: “Topluluktan bazıları şöyle şöyle dedi” dedim. Şöyle dedi: “Hamd Allah'adır. Cennet Allah'ındır; onu dilediğine girdirir. Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir rüya gördüm: Sanki bir adam bana geldi ve bana: ‘Yürü!’ dedi. Ben de onunla gittim. Beni büyük bir yola soktu. Solumda bir yol bana gösterildi; ona girmek istedim. (Adam): ‘Sen onun ehlinden değilsin’ dedi. Sonra sağımda bir yol bana gösterildi; ona girdim. Nihayet kaygan bir dağa vardığımda elimden tuttu ve beni (yukarı) itti. Bir de baktım ki tepesindeyim; (orada) ne durabildim ne de tutunabildim. Bir de baktım ki demirden bir direk; tepesinde altından bir halka var. Elimden tuttu ve beni itti; nihayet halkaya tutundum. ‘Sıkıca tutundun mu?’ dedi. ‘Evet’ dedim. (Direğe) ayağıyla vurdu; ben de halkaya sımsıkı tutundum.”

(İhtiyar) dedi ki: “Onu Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattım. Şöyle buyurdu: ‘Hayır görmüşsün. Büyük yol mahşerdir. Soluna gösterilen yol cehennem ehlinin yoludur; sen onun ehlinden değilsin. Sağına gösterilen yol cennet ehlinin yoludur. Kaygan dağ şehitlerin menzilidir. Sımsıkı tutunduğun halka ise İslâm'ın halkasıdır; ölünceye kadar ona sımsıkı tutun.’ Ben de cennet ehlinden olmayı umuyorum.” Bir de baktım ki o, Abdullah b. Selâm imiş.

Sünen-i İbn Mâce 3920, Kitap 35, Hadis 28

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ بَهْدَلَةَ، عَنِ الْمُسَيَّبِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ خَرَشَةَ بْنِ الْحُرِّ، قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَجَلَسْتُ إِلَى أَشْيِخَةٍ فِي مَسْجِدِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَجَاءَ شَيْخٌ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَصًا لَهُ فَقَالَ الْقَوْمُ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا . فَقَامَ خَلْفَ سَارِيَةٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ فَقُمْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ لَهُ قَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ كَذَا وَكَذَا . قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الْجَنَّةُ لِلَّهِ يُدْخِلُهَا مَنْ يَشَاءُ وَإِنِّي رَأَيْتُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رُؤْيَا رَأَيْتُ كَأَنَّ رَجُلاً أَتَانِي فَقَالَ لِيَ انْطَلِقْ . فَذَهَبْتُ مَعَهُ فَسَلَكَ بِي فِي مَنْهَجٍ عَظِيمٍ فَعُرِضَتْ عَلَىَّ طَرِيقٌ عَلَى يَسَارِي فَأَرَدْتُ أَنْ أَسْلُكَهَا فَقَالَ إِنَّكَ لَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا . ثُمَّ عُرِضَتْ عَلَىَّ طَرِيقٌ عَنْ يَمِينِي فَسَلَكْتُهَا حَتَّى إِذَا انْتَهَيْتُ إِلَى جَبَلٍ زَلَقٍ فَأَخَذَ بِيَدِي فَزَجَلَ بِي فَإِذَا أَنَا عَلَى ذُرْوَتِهِ فَلَمْ أَتَقَارَّ وَلَمْ أَتَمَاسَكْ وَإِذَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ فِي ذُرْوَتِهِ حَلْقَةٌ مِنْ ذَهَبٍ فَأَخَذَ بِيَدِي فَزَجَّلَ بِي حَتَّى أَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ فَقَالَ اسْتَمْسَكْتَ قُلْتُ نَعَمْ فَضَرَبَ الْعَمُودَ بِرِجْلِهِ . فَاسْتَمْسَكْتُ بِالْعُرْوَةِ . فَقَالَ قَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ " رَأَيْتَ خَيْرًا أَمَّا الْمَنْهَجُ الْعَظِيمُ فَالْمَحْشَرُ وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِي عُرِضَتْ عَنْ يَسَارِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ النَّارِ وَلَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِي عُرِضَتْ عَنْ يَمِينِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَأَمَّا الْجَبَلُ الزَّلَقُ فَمَنْزِلُ الشُّهَدَاءِ وَأَمَّا الْعُرْوَةُ الَّتِي اسْتَمْسَكْتَ بِهَا فَعُرْوَةُ الإِسْلاَمِ فَاسْتَمْسِكْ بِهَا حَتَّى تَمُوتَ " . فَأَنَا أَرْجُو أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَإِذَا هُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ .

Hata bildir

Sünen-i İbn Mâce 3920 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü