Ebû Zer (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Ebû Zer! İnsanlara, bir evin -yani kabrin- bir köle karşılığında değer bulacağı bir ölüm isabet ettiğinde sen nasıl olursun?” Ben: “Allah ve Resûlü benim için ne seçerse” -yahut: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir”- dedim. “Sabret” buyurdu. (Sonra): “İnsanlara, mescidine gelip de yatağına dönemeyeceğin ve yatağından kalkıp mescidine gidemeyeceğin bir açlık isabet ettiğinde sen nasıl olursun?” buyurdu. Ben: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” -yahut: “Allah ve Resûlü benim için ne seçerse”- dedim. “İffete (haramdan sakınmaya) sarıl” buyurdu. Sonra: “İnsanlara, Hicâretü'z-Zeyt'in kana boğulacağı bir öldürme isabet ettiğinde sen nasıl olursun?” buyurdu. “Allah ve Resûlü benim için ne seçerse” dedim. “Kendisinden olduğun kimselere katıl” buyurdu. Ben: “Ey Allah'ın Resûlü! Kılıcımı alıp bunu yapanlara onunla vurmayayım mı?” dedim. “O takdirde o topluluğa ortak olmuş olursun. Bilakis evine gir” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü! Ya evime girilirse?” dedim. Şöyle buyurdu: “Eğer kılıcın parıltısının gözünü kamaştırmasından korkarsan, cübbenin ucunu yüzüne at; o da kendi günahını ve senin günahını yüklenip cehennem ehlinden olsun.”
Sünen-i İbn Mâce 3958, Kitap 36, Hadis 33