Peygamber'e karşı birbirine arka çıkan iki hanım Hafsa ile Âişe idi.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 1479b, Kitap 18, Hadis 41
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Bir yıl, Ömer b. el-Hattâb'a bir âyeti sormak istediğim hâlde (heybetinden) soramadan bekledim. Nihayet hacca çıktı; ben de onunla çıktım. Dönüşte yolun bir yerinde ihtiyacı için erâk ağaçlarına saptı. İşini bitirinceye kadar onu bekledim, sonra onunla yürüdüm ve: “Ey mü'minlerin emîri! Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarından ona karşı birbirine arka çıkan iki kadın kimdir?” dedim. “Hafsa ile Âişe'dir” dedi. “Vallahi bunu bir yıldır sana sormak istiyordum; heybetinden soramıyordum” dedim. “Böyle yapma; yanımda bir bilgi olduğunu sandığın şeyi bana sor; eğer biliyorsam sana haber veririm” dedi.

Ömer şöyle dedi: Vallahi câhiliyede kadınlara bir değer vermezdik; nihayet Allah Teâlâ onlar hakkında indirdiğini indirdi, onlara verdiği payı verdi. Bir işi düşünüp taşınırken hanımım bana: “Şöyle şöyle yapsan” dedi. “Senin burayla ne ilgin var? İstediğim bir işe niçin karışıyorsun?” dedim. “Sana şaşıyorum, ey Hattâb'ın oğlu! Sana karşılık verilmesini istemiyorsun; oysa kızın Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) karşılık veriyor da o bütün gün kızgın kalıyor” dedi. Hemen ridâmı alıp çıktım ve Hafsa'nın yanına girdim. “Kızım! Sen Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) karşılık veriyormuşsun da o bütün gün kızgın kalıyormuş” dedim. Hafsa: “Vallahi biz ona karşılık veriyoruz” dedi. “Bil ki seni Allah'ın cezasından ve Resûlü'nün öfkesinden sakındırıyorum. Kızım! Güzelliği ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisini sevmesi hoşuna giden şu (Âişe) seni aldatmasın” dedim. Sonra çıkıp akrabalığım sebebiyle Ümmü Seleme'nin yanına girdim ve onunla konuştum. Ümmü Seleme bana: “Sana şaşıyorum, ey Hattâb'ın oğlu! Her şeye karıştın; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile hanımlarının arasına da girmek istiyorsun” dedi. Beni öyle yakaladı ki hissettiğim şeylerin bir kısmından beni vazgeçirdi. Yanından çıktım.

Ensârdan bir arkadaşım vardı; ben (Peygamber'in meclisinde) bulunmadığımda bana haberi getirir, o bulunmadığında ben ona haberi götürürdüm. O sırada Gassân krallarından birinden korkuyorduk; bize doğru yürümek istediği söylenmişti; göğüslerimiz ondan (korkuyla) dolmuştu. Ensârî arkadaşım kapıyı çalarak geldi ve: “Aç, aç!” dedi. “Gassânî mi geldi?” dedim. “Ondan daha şiddetlisi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarından uzak durdu” dedi. “Hafsa'nın ve Âişe'nin burnu yere sürtülsün!” dedim. Sonra elbisemi alıp çıktım. Geldim; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir merdivenle çıkılan yukarı odasındaydı. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) siyahi bir hizmetçisi merdivenin başındaydı. “Bu Ömer'dir” dedim; bana izin verildi.

Ömer dedi ki: Bu olayı Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattım. Ümmü Seleme'nin sözüne gelince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tebessüm etti. Bir hasır üzerindeydi; onunla arasında başka bir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu deriden bir yastık vardı. Ayaklarının yanında yığılmış tabak yaprakları, başının yanında asılı tabaklanmamış deriler vardı. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) böğründe hasırın izini görüp ağladım. “Seni ağlatan nedir?” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü! Kisrâ ve Kayser içinde bulundukları (nimetler) içinde; sen ise Allah'ın Resûlü'sün” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dünyanın onların, âhiretin senin olmasına razı olmaz mısın?” buyurdu.

Sahîh-i Müslim 1479b, Kitap 18, Hadis 41

Arapça metin
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - أَخْبَرَنِي يَحْيَى، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ بْنُ حُنَيْنٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، يُحَدِّثُ قَالَ مَكَثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ، أَنْ أَسْأَلَ، عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنْ آيَةٍ، فَمَا أَسْتَطِيعُ أَنْلَهُ حَتَّى خَرَجَ حَاجًّا فَخَرَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا رَجَعَ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ إِلَى الأَرَاكِ لِحَاجَةٍ لَهُ فَوَقَفْتُ لَهُ حَتَّى فَرَغَ ثُمَّ سِرْتُ مَعَهُ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ اللَّتَانِ تَظَاهَرَتَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَزْوَاجِهِ فَقَالَ تِلْكَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ . قَالَ فَقُلْتُ لَهُ وَاللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَكَ عَنْ هَذَا مُنْذُ سَنَةٍ فَمَا أَسْتَطِيعُ هَيْبَةً لَكَ . قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ مَا ظَنَنْتَ أَنَّ عِنْدِي مِنْ عِلْمٍ فَسَلْنِي عَنْهُ فَإِنْ كُنْتُ أَعْلَمُهُ أَخْبَرْتُكَ - قَالَ - وَقَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ إِنْ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مَا نَعُدُّ لِلنِّسَاءِ أَمْرًا حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهِنَّ مَا أَنْزَلَ وَقَسَمَ لَهُنَّ مَا قَسَمَ قَالَ فَبَيْنَمَا أَنَا فِي أَمْرٍ أَأْتَمِرُهُ إِذْ قَالَتْ لِي امْرَأَتِي لَوْ صَنَعْتَ كَذَا وَكَذَا فَقُلْتُ لَهَا وَمَا لَكِ أَنْتِ وَلِمَا هَا هُنَا وَمَا تَكَلُّفُكِ فِي أَمْرٍ أُرِيدُهُ فَقَالَتْ لِي عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ مَا تُرِيدُ أَنْ تُرَاجَعَ أَنْتَ وَإِنَّ ابْنَتَكَ لَتُرَاجِعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ . قَالَ عُمَرُ فَآخُذُ رِدَائِي ثُمَّ أَخْرُجُ مَكَانِي حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا يَا بُنَيَّةُ إِنَّكِ لَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ . فَقَالَتْ حَفْصَةُ وَاللَّهِ إِنَّا لَنُرَاجِعُهُ . فَقُلْتُ تَعْلَمِينَ أَنِّي أُحَذِّرُكِ عُقُوبَةَ اللَّهِ وَغَضَبَ رَسُولِهِ يَا بُنَيَّةُ لاَ يَغُرَّنَّكِ هَذِهِ الَّتِي قَدْ أَعْجَبَهَا حُسْنُهَا وَحُبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا . ثُمَّ خَرَجْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ لِقَرَابَتِي مِنْهَا فَكَلَّمْتُهَا فَقَالَتْ لِي أُمُّ سَلَمَةَ عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ قَدْ دَخَلْتَ فِي كُلِّ شَىْءٍ حَتَّى تَبْتَغِي أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ . قَالَ فَأَخَذَتْنِي أَخْذًا كَسَرَتْنِي عَنْ بَعْضِ مَا كُنْتُ أَجِدُ فَخَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهَا وَكَانَ لِي صَاحِبٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غِبْتُ أَتَانِي بِالْخَبَرِ وَإِذَا غَابَ كُنْتُ أَنَا آتِيهِ بِالْخَبَرِ وَنَحْنُ حِينَئِذٍ نَتَخَوَّفُ مَلِكًا مِنْ مُلُوكِ غَسَّانَ ذُكِرَ لَنَا أَنَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَسِيرَ إِلَيْنَا فَقَدِ امْتَلأَتْ صُدُورُنَا مِنْهُ فَأَتَى صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَدُقُّ الْبَابَ وَقَالَ افْتَحِ افْتَحْ . فَقُلْتُ جَاءَ الْغَسَّانِيُّ فَقَالَ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ اعْتَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَزْوَاجَهُ . فَقُلْتُ رَغِمَ أَنْفُ حَفْصَةَ وَعَائِشَةَ . ثُمَّ آخُذُ ثَوْبِي فَأَخْرُجُ حَتَّى جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ يُرْتَقَى إِلَيْهَا بِعَجَلَةٍ وَغُلاَمٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْوَدُ عَلَى رَأْسِ الدَّرَجَةِ فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ . فَأُذِنَ لِي . قَالَ عُمَرُ فَقَصَصْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْحَدِيثَ فَلَمَّا بَلَغْتُ حَدِيثَ أُمِّ سَلَمَةَ تَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّهُ لَعَلَى حَصِيرٍ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ شَىْءٌ وَتَحْتَ رَأْسِهِ وِسَادَةٌ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ وَإِنَّ عِنْدَ رِجْلَيْهِ قَرَظًا مَضْبُورًا وَعِنْدَ رَأْسِهِ أُهُبًا مُعَلَّقَةً فَرَأَيْتُ أَثَرَ الْحَصِيرِ فِي جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَكَيْتُ فَقَالَ " مَا يُبْكِيكَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ كِسْرَى وَقَيْصَرَ فِيمَا هُمَا فِيهِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَهُمَا الدُّنْيَا وَلَكَ الآخِرَةُ " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 1479 b metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü