Şefaat hadisi (Ma'bed, Enes ve Hasan): İzzetime andolsun, Lâ ilâhe illallah diyeni elbette ateşten çıkaracağım.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 193e, Kitap 1, Hadis 385
Türkçe meal

Ma'bed b. Hilâl el-Anezî şöyle anlattı:

Enes b. Mâlik'e gittik; Sâbit'i (bize) aracı yaptık. Yanına vardığımızda kuşluk namazını kılıyordu. Sâbit bizim için izin istedi; yanına girdik. Sâbit'i yanında, sedirinin üzerine oturttu. (Sâbit) ona: “Ey Ebû Hamza! Basralı kardeşlerin, onlara şefaat hadisini anlatmanı istiyorlar” dedi. (Enes) şöyle dedi: Bize Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattı; şöyle buyurdu: “Kıyamet günü olunca insanlar birbirine karışıp çalkalanır. Âdem'e gelip ona: ‘Zürriyetine şefaat et’ derler. O: ‘Ben bunun (ehli) değilim; fakat siz İbrâhîm'e (aleyhisselâm) gidin, çünkü o Allah'ın dostudur (Halîlullah)’ der. İbrâhîm'e gelirler. O: ‘Ben bunun (ehli) değilim; fakat siz Mûsâ'ya (aleyhisselâm) gidin, çünkü o Allah'ın kendisiyle konuştuğu kimsedir (Kelîmullah)’ der. Mûsâ'ya gelinir. O: ‘Ben bunun (ehli) değilim; fakat siz Îsâ'ya (aleyhisselâm) gidin, çünkü o Allah'ın ruhu ve kelimesidir’ der. Îsâ'ya gelinir. O: ‘Ben bunun (ehli) değilim; fakat siz Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin’ der. Bana gelinir; ben de ‘Bunun (ehli) benim’ derim. Gidip Rabbimden izin isterim; bana izin verilir. O'nun huzurunda durur, şimdi güç yetiremediğim, Allah'ın bana ilham edeceği hamdlerle O'na hamd ederim. Sonra O'na secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, verilir; şefaat et, şefaatin kabul olunur’ denir. ‘Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. ‘Git; kalbinde buğday ya da arpa tanesi ağırlığınca iman bulunanı oradan çıkar’ denir. Gider, (bunu) yaparım. Sonra Rabbime döner, O'na o hamdlerle hamd ederim; sonra O'na secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, verilir; şefaat et, şefaatin kabul olunur’ denir. ‘Ümmetim, ümmetim!’ derim. Bana: ‘Git; kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunanı oradan çıkar’ denir. Gider, (bunu) yaparım. Sonra Rabbime döner, O'na o hamdlerle hamd ederim; sonra O'na secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, verilir; şefaat et, şefaatin kabul olunur’ denir. ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. Bana: ‘Git; kalbinde hardal tanesi ağırlığından daha az, daha az, daha az iman bulunanı ateşten çıkar’ denir. Gider, (bunu) yaparım.”

İşte bu, Enes'in bize haber verdiği hadistir. Yanından çıktık; Cebbân'ın (kabristanın) yukarısına varınca: “Hasan'a (el-Basrî) uğrayıp ona selam verseydik” dedik. O, Ebû Halîfe'nin evinde gizleniyordu. –(Ma'bed) dedi ki– Yanına girip selam verdik ve “Ey Ebû Saîd! Kardeşin Ebû Hamza'nın yanından geliyoruz; şefaat hakkında bize anlattığı hadis gibisini hiç işitmedik” dedik. “Anlatın bakalım” dedi. Ona hadisi anlattık. “Devam edin” dedi. “Bize bundan fazlasını anlatmadı” dedik. Şöyle dedi: “O bunu bize yirmi yıl önce, gücü kuvveti yerindeyken anlatmıştı. (Şimdi) bir kısmını bırakmış; bilmiyorum, yaşlı adam unuttu mu, yoksa (buna) dayanıp (amelden) gevşersiniz diye size anlatmaktan mı hoşlanmadı?” Ona: “Bize (onu) anlat” dedik. Güldü ve şöyle dedi: “‘İnsan aceleci yaratılmıştır.’ (Enbiyâ 21/37) Bunu size ancak anlatmak istediğim için zikrettim. (Peygamber şöyle buyurdu:) ‘Sonra dördüncüde Rabbime döner, O'na o hamdlerle hamd ederim; sonra O'na secdeye kapanırım. Bana: Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, verilir; şefaat et, şefaatin kabul olunur, denir. Ey Rabbim! Lâ ilâhe illallah diyen kimse hakkında (da) bana izin ver, derim. (Allah) şöyle buyurur: Bu sana ait değildir –veya: bu senin elinde değildir–; fakat izzetime, kibriyama, azametime ve ceberutuma andolsun ki Lâ ilâhe illallah diyeni elbette (ateşten) çıkaracağım.’”

(Ma'bed) şöyle dedi: Hasan'ın bize bunu Enes b. Mâlik'ten işittiğini anlattığına şahitlik ederim; sanırım “yirmi yıl önce, o gün gücü kuvveti yerindeyken” dedi.

Sahîh-i Müslim 193e, Kitap 1, Hadis 385

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ هِلاَلٍ الْعَنَزِيُّ، ح وَحَدَّثَنَاهُ سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ هِلاَلٍ الْعَنَزِيُّ، قَالَ انْطَلَقْنَا إِلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَتَشَفَّعْنَا بِثَابِتٍ فَانْتَهَيْنَا إِلَيْهِ وَهُوَ يُصَلِّي الضُّحَى فَاسْتَأْذَنَ لَنَا ثَابِتٌ فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ وَأَجْلَسَ ثَابِتًا مَعَهُ عَلَى سَرِيرِهِ فَقَالَ لَهُ يَا أَبَا حَمْزَةَ إِنَّ إِخْوَانَكَ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ يَسْأَلُونَكَ أَنْ تُحَدِّثَهُمْ حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ . قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ مَاجَ النَّاسُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ لَهُ اشْفَعْ لِذُرِّيَّتِكَ . فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِإِبْرَاهِيمَ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ خَلِيلُ اللَّهِ . فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ كَلِيمُ اللَّهِ . فَيُؤْتَى مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِعِيسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ رُوحُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ . فَيُؤْتَى عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَأُوتَى فَأَقُولُ أَنَا لَهَا . فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي فَأَقُومُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَأَحْمَدُهُ بِمَحَامِدَ لاَ أَقْدِرُ عَلَيْهِ الآنَ يُلْهِمُنِيهِ اللَّهُ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَقُولُ رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي . فَيُقَالُ انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ بُرَّةٍ أَوْ شَعِيرَةٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا . فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَرْجِعُ إِلَى رَبِّي فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَقُولُ أُمَّتِي أُمَّتِي . فَيُقَالُ لِي انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا . فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَعُودُ إِلَى رَبِّي فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي . فَيُقَالُ لِي انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ أَدْنَى أَدْنَى أَدْنَى مِنْ مِثْقَالِ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنَ النَّارِ فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ " . هَذَا حَدِيثُ أَنَسٍ الَّذِي أَنْبَأَنَا بِهِ فَخَرَجْنَا مِنْ عِنْدِهِ فَلَمَّا كُنَّا بِظَهْرِ الْجَبَّانِ قُلْنَا لَوْ مِلْنَا إِلَى الْحَسَنِ فَسَلَّمْنَا عَلَيْهِ وَهُوَ مُسْتَخْفٍ فِي دَارِ أَبِي خَلِيفَةَ - قَالَ - فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ فَسَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَقُلْنَا يَا أَبَا سَعِيدٍ جِئْنَا مِنْ عِنْدِ أَخِيكَ أَبِي حَمْزَةَ فَلَمْ نَسْمَعْ مِثْلَ حَدِيثٍ حَدَّثَنَاهُ فِي الشَّفَاعَةِ قَالَ هِيهِ . فَحَدَّثْنَاهُ الْحَدِيثَ . فَقَالَ هِيهِ . قُلْنَا مَا زَادَنَا . قَالَ قَدْ حَدَّثَنَا بِهِ مُنْذُ عِشْرِينَ سَنَةً وَهُوَ يَوْمَئِذٍ جَمِيعٌ وَلَقَدْ تَرَكَ شَيْئًا مَا أَدْرِي أَنَسِيَ الشَّيْخُ أَوْ كَرِهَ أَنْ يُحَدِّثَكُمْ فَتَتَّكِلُوا . قُلْنَا لَهُ حَدِّثْنَا . فَضَحِكَ وَقَالَ خُلِقَ الإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ مَا ذَكَرْتُ لَكُمْ هَذَا إِلاَّ وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أُحَدِّثَكُمُوهُ " ثُمَّ أَرْجِعُ إِلَى رَبِّي فِي الرَّابِعَةِ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَقُولُ يَا رَبِّ ائْذَنْ لِي فِيمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . قَالَ لَيْسَ ذَاكَ لَكَ - أَوْ قَالَ لَيْسَ ذَاكَ إِلَيْكَ - وَلَكِنْ وَعِزَّتِي وَكِبْرِيَائِي وَعَظَمَتِي وَجِبْرِيَائِي لأُخْرِجَنَّ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " . قَالَ فَأَشْهَدُ عَلَى الْحَسَنِ أَنَّهُ حَدَّثَنَا بِهِ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ أُرَاهُ قَالَ قَبْلَ عِشْرِينَ سَنَةً وَهُوَ يَوْمَئِذٍ جَمِيعٌ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 193 e metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü