Şefaat hadisi (Ebû Hüreyre): Ben kıyamet günü insanların efendisiyim.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 194a, Kitap 1, Hadis 386
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Bir gün Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) et getirildi. Ona (koyunun) ön kolu uzatıldı; bu kısım hoşuna giderdi. Ondan dişleriyle bir parça kopardı ve şöyle buyurdu: “Ben kıyamet günü insanların efendisiyim. Bu neden böyledir, biliyor musunuz? Allah kıyamet günü öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar. Çağırıcı onlara (sesini) duyurur, göz onların hepsini görür. Güneş yaklaşır; insanlar güç yetiremeyecekleri ve katlanamayacakları bir gam ve sıkıntıya ulaşır. İnsanlar birbirlerine: ‘İçinde bulunduğunuz hâli görmüyor musunuz? Başınıza geleni görmüyor musunuz? Rabbinizin katında sizin için şefaat edecek birine bakmaz mısınız?’ derler. İnsanların bir kısmı diğerlerine: ‘Âdem'e gidin’ der.

Âdem'e gelirler ve: ‘Ey Âdem! Sen insanlığın babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, sana kendi ruhundan üfledi ve meleklere emretti de sana secde ettiler. Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Âdem şöyle der: ‘Rabbim bugün öyle bir gazaba geldi ki daha önce bunun benzeri bir gazaba gelmedi, bundan sonra da benzeri bir gazaba gelmeyecek. O beni o ağaçtan menetmişti, ben ise O'na isyan ettim. Nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Nûh'a gidin.’

Nûh'a gelirler ve: ‘Ey Nûh! Sen yeryüzüne (gönderilen) resullerin ilkisin. Allah seni ‘çok şükreden bir kul’ diye adlandırdı. Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. O da onlara şöyle der: ‘Rabbim bugün öyle bir gazaba geldi ki daha önce bunun benzeri bir gazaba gelmedi, bundan sonra da benzeri bir gazaba gelmeyecek. Benim (kabulü vaat edilmiş) bir duam vardı; onunla kavmimin aleyhine dua ettim. Nefsim, nefsim! İbrâhîm'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin.’

İbrâhîm'e gelirler ve: ‘Sen Allah'ın peygamberi ve yeryüzü halkı arasından O'nun dostusun (halîlisin). Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. İbrâhîm onlara şöyle der: ‘Rabbim bugün öyle bir gazaba geldi ki daha önce bunun benzeri bir gazaba gelmedi, bundan sonra da benzeri bir gazaba gelmeyecek.’ Ve yalanlarını (tevriyelerini) andı. ‘Nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Mûsâ'ya gidin.’

Mûsâ'ya (sallallahu aleyhi ve sellem) gelirler ve: ‘Ey Mûsâ! Sen Allah'ın resulüsün. Allah seni risaletiyle ve seninle konuşmasıyla insanlara üstün kıldı. Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Mûsâ (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara şöyle der: ‘Rabbim bugün öyle bir gazaba geldi ki daha önce bunun benzeri bir gazaba gelmedi, bundan sonra da benzeri bir gazaba gelmeyecek. Ben öldürmekle emrolunmadığım bir canı öldürdüm. Nefsim, nefsim! Îsâ'ya (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin.’

Îsâ'ya gelirler ve: ‘Ey Îsâ! Sen Allah'ın resulüsün; beşikte insanlarla konuştun. (Sen) O'nun Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan bir ruhsun. Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Îsâ (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara şöyle der: ‘Rabbim bugün öyle bir gazaba geldi ki daha önce bunun benzeri bir gazaba gelmedi, bundan sonra da benzeri bir gazaba gelmeyecek.’ –Kendisi için bir günah zikretmedi.– ‘Nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin.’

Bana gelirler ve: ‘Ey Muhammed! Sen Allah'ın resulü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı. Rabbinin katında bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Bunun üzerine gider, Arş'ın altına varırım ve Rabbime secdeye kapanırım. Sonra Allah bana, benden önce hiç kimseye açmadığı hamdlerinden ve kendisine güzel övgülerden bir şey açar ve ilham eder. Sonra: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır. İste, sana verilsin; şefaat et, şefaatin kabul olunsun’ denir. Başımı kaldırırım ve: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. Bunun üzerine: ‘Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan cennete sok. Onlar bunun dışındaki kapılarda da insanlarla ortaktırlar’ denir. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki cennet kapılarının iki kanadı arası, Mekke ile Hecer arası kadardır, yahut Mekke ile Busrâ arası kadardır.”

Sahîh-i Müslim 194a, Kitap 1, Hadis 386

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، - وَاتَّفَقَا فِي سِيَاقِ الْحَدِيثِ إِلاَّ مَا يَزِيدُ أَحَدُهُمَا مِنَ الْحَرْفِ بَعْدَ الْحَرْفِ - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ عَنْ أَبِي زُرْعَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بِلَحْمٍ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً فَقَالَ " أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَمَا لاَ يَحْتَمِلُونَ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ أَلاَ تَرَوْنَ مَا أَنْتُمْ فِيهِ أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ ائْتُوا آدَمَ . فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ آدَمُ إِنَّ رَبِّي غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُهُ نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ . فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى الأَرْضِ وَسَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ قَدْ كَانَتْ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُ بِهَا عَلَى قَوْمِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم . فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ إِبْرَاهِيمُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلاَ يَغْضَبُ بَعْدَهُ مِثْلَهُ . وَذَكَرَ كَذَبَاتِهِ نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى . فَيَأْتُونَ مُوسَى صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالاَتِهِ وَبِتَكْلِيمِهِ عَلَى النَّاسِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ مُوسَى صلى الله عليه وسلم إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى صلى الله عليه وسلم . فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُونَ يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَلِمَةٌ مِنْهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَاشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ عِيسَى صلى الله عليه وسلم إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ - وَلَمْ يَذْكُرْ لَهُ ذَنْبًا - نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَأْتُونِّي فَيَقُولُونَ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتَمُ الأَنْبِيَاءِ وَغَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ فَأَقَعُ سَاجِدًا لِرَبِّي ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَىَّ وَيُلْهِمُنِي مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا لَمْ يَفْتَحْهُ لأَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ سَلْ تُعْطَهْ اشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي . فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلِ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ الْمِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ لَكَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَهَجَرٍ أَوْ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 194 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü