Uykuda kusur yoktur; kusur, namazı diğer namazın vakti gelinceye kadar kılmayanın üzerinedir.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 681, Kitap 5, Hadis 395
Türkçe meal

Ebû Katâde (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize hitap etti ve şöyle buyurdu: “Siz bu akşamınız ve geceniz boyunca yürüyeceksiniz ve inşallah yarın suya varacaksınız.” İnsanlar kimse kimseye bakmadan yola koyuldu.

Ebû Katâde dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gece yarılanıncaya kadar yürürken ben de yanındaydım. —Dedi ki:— Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uyukladı ve bineğinin üzerinden (bir yana) meyletti. Yanına gelip onu uyandırmadan destekledim; nihayet bineğinin üzerinde doğruldu. —Dedi ki:— Sonra yürüdü; gecenin çoğu geçince (yine) bineğinin üzerinden meyletti. —Dedi ki:— Onu uyandırmadan destekledim; nihayet bineğinin üzerinde doğruldu. —Dedi ki:— Sonra yürüdü; seher vaktinin sonlarına doğru önceki iki meylinden daha şiddetli bir şekilde meyletti, neredeyse düşecekti. Yanına gelip onu destekledim. Başını kaldırdı ve: “Bu kim?” dedi. “Ebû Katâde” dedim. “Ne zamandan beri benimle böyle yürüyorsun?” dedi. “Bu geceden beri böyle yürüyorum” dedim. “Peygamberini koruduğun gibi Allah da seni korusun” dedi. Sonra: “Bizi insanlardan gizli kalmış görüyor musun?” dedi. Sonra: “Herhangi birini görüyor musun?” dedi. “İşte bir binekli” dedim. Sonra “İşte bir binekli daha” dedim. Nihayet bir araya geldik ve yedi binekli olduk. —Dedi ki:— Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yoldan bir yana saptı ve başını (yere) koydu, sonra: “Namazımızı bizim için gözetin” dedi. İlk uyanan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oldu; güneş sırtına vuruyordu. —Dedi ki:— Biz de telaşla kalktık. Sonra: “Binin” dedi. Bindik ve yürüdük; güneş yükselince indi. Sonra yanımda bulunan, içinde biraz su olan bir abdest kabını (mîdae) istedi. —Dedi ki:— Ondan (her zamankinden) hafif bir abdest aldı. —Dedi ki:— İçinde biraz su kaldı. Sonra Ebû Katâde'ye: “Abdest kabını bizim için sakla; onun bir haberi olacak” dedi. Sonra Bilâl namaz için ezan okudu; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki rekât kıldı, sonra sabah namazını kıldı ve her gün yaptığı gibi yaptı. —Dedi ki:— Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bindi, biz de onunla bindik. —Dedi ki:— Bazımız bazımıza: “Namazımızda kusur ederek yaptığımızın keffâreti nedir?” diye fısıldamaya başladı. Bunun üzerine: “Sizin için bende bir örnek yok mu?” dedi. Sonra şöyle buyurdu: “Bilin ki uykuda kusur yoktur. Kusur ancak, namazı diğer namazın vakti gelinceye kadar kılmayan kimsenin üzerinedir. Kim böyle olursa, ona uyandığında onu kılsın; ertesi gün olunca da onu vaktinde kılsın.” Sonra: “İnsanların ne yaptığını düşünüyorsunuz?” dedi. —Dedi ki:— Sonra şöyle dedi: “İnsanlar sabahladılar ve peygamberlerini kaybettiler. Ebû Bekir ile Ömer: ‘Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sizin arkanızdadır; sizi geride bırakacak değildir’ dediler. İnsanlar ise: ‘Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sizin önünüzdedir’ dediler. Eğer Ebû Bekir ile Ömer'e itaat ederlerse doğru yolu bulurlar.” —Dedi ki:— Gün yükselip her şey kızıştığında insanlara ulaştık. Onlar: “Ey Allah'ın Resûlü! Helâk olduk, susuz kaldık” diyorlardı. “Size helâk yok” dedi. Sonra: “Küçük kabımı bana getirin” dedi. —Dedi ki:— Abdest kabını da istedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (su) dökmeye, Ebû Katâde de onlara içirmeye başladı. İnsanlar abdest kabında su görür görmez onun üzerine üşüştüler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Güzel davranın; hepiniz kanacaksınız” buyurdu. —Dedi ki:— Öyle yaptılar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döküyor, ben de onlara içiriyordum; nihayet benden ve Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) başka kimse kalmadı. —Dedi ki:— Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (su) döktü ve bana: “İç” dedi. “Ey Allah'ın Resûlü! Sen içmedikçe içmem” dedim. “Topluluğa su dağıtan, onların en son içenidir” buyurdu. —Dedi ki:— Ben içtim, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da içti. —Dedi ki:— İnsanlar suya dinlenmiş ve kanmış olarak vardılar.

(Sâbit) dedi ki: Abdullah b. Rebâh şöyle dedi: Ben bu hadisi câmi mescidinde anlatıyordum; İmrân b. Husayn: “Ey genç, nasıl anlattığına dikkat et; çünkü o gece o bineklilerden biri de bendim” dedi. “Öyleyse hadisi sen daha iyi bilirsin” dedim. “Sen kimlerdensin?” dedi. “Ensâr'danım” dedim. “Anlat; siz kendi hadisinizi daha iyi bilirsiniz” dedi. Ben de topluluğa anlattım. İmrân: “O gece ben de oradaydım; ama kimsenin onu senin ezberlediğin gibi ezberlediğini bilmiyordum” dedi.

Sahîh-i Müslim 681, Kitap 5, Hadis 395

Arapça metin
وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّكُمْ تَسِيرُونَ عَشِيَّتَكُمْ وَلَيْلَتَكُمْ وَتَأْتُونَ الْمَاءَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ غَدًا " . فَانْطَلَقَ النَّاسُ لاَ يَلْوِي أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ - قَالَ أَبُو قَتَادَةَ - فَبَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسِيرُ حَتَّى ابْهَارَّ اللَّيْلُ وَأَنَا إِلَى جَنْبِهِ - قَالَ - فَنَعَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَالَ عَنْ رَاحِلَتِهِ فَأَتَيْتُهُ فَدَعَمْتُهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ أُوقِظَهُ حَتَّى اعْتَدَلَ عَلَى رَاحِلَتِهِ - قَالَ - ثُمَّ سَارَ حَتَّى تَهَوَّرَ اللَّيْلُ مَالَ عَنْ رَاحِلَتِهِ - قَالَ - فَدَعَمْتُهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ أُوقِظَهُ حَتَّى اعْتَدَلَ عَلَى رَاحِلَتِهِ - قَالَ - ثُمَّ سَارَ حَتَّى إِذَا كَانَ مِنْ آخِرِ السَّحَرِ مَالَ مَيْلَةً هِيَ أَشَدُّ مِنَ الْمَيْلَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ حَتَّى كَادَ يَنْجَفِلُ فَأَتَيْتُهُ فَدَعَمْتُهُ فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ " مَنْ هَذَا " . قُلْتُ أَبُو قَتَادَةَ . قَالَ " مَتَى كَانَ هَذَا مَسِيرَكَ مِنِّي " . قُلْتُ مَا زَالَ هَذَا مَسِيرِي مُنْذُ اللَّيْلَةِ . قَالَ " حَفِظَكَ اللَّهُ بِمَا حَفِظْتَ بِهِ نَبِيَّهُ " . ثُمَّ قَالَ " هَلْ تَرَانَا نَخْفَى عَلَى النَّاسِ " . ثُمَّ قَالَ " هَلْ تَرَى مِنْ أَحَدٍ " . قُلْتُ هَذَا رَاكِبٌ . ثُمَّ قُلْتُ هَذَا رَاكِبٌ آخَرُ . حَتَّى اجْتَمَعْنَا فَكُنَّا سَبْعَةَ رَكْبٍ - قَالَ - فَمَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الطَّرِيقِ فَوَضَعَ رَأْسَهُ ثُمَّ قَالَ " احْفَظُوا عَلَيْنَا صَلاَتَنَا " . فَكَانَ أَوَّلَ مَنِ اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالشَّمْسُ فِي ظَهْرِهِ - قَالَ - فَقُمْنَا فَزِعِينَ ثُمَّ قَالَ " ارْكَبُوا " . فَرَكِبْنَا فَسِرْنَا حَتَّى إِذَا ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ نَزَلَ ثُمَّ دَعَا بِمِيضَأَةٍ كَانَتْ مَعِي فِيهَا شَىْءٌ مِنْ مَاءٍ - قَالَ - فَتَوَضَّأَ مِنْهَا وُضُوءًا دُونَ وُضُوءٍ - قَالَ - وَبَقِيَ فِيهَا شَىْءٌ مِنْ مَاءٍ ثُمَّ قَالَ لأَبِي قَتَادَةَ " احْفَظْ عَلَيْنَا مِيضَأَتَكَ فَسَيَكُونُ لَهَا نَبَأٌ " . ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ صَلَّى الْغَدَاةَ فَصَنَعَ كَمَا كَانَ يَصْنَعُ كُلَّ يَوْمٍ - قَالَ - وَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبْنَا مَعَهُ - قَالَ - فَجَعَلَ بَعْضُنَا يَهْمِسُ إِلَى بَعْضٍ مَا كَفَّارَةُ مَا صَنَعْنَا بِتَفْرِيطِنَا فِي صَلاَتِنَا ثُمَّ قَالَ " أَمَا لَكُمْ فِيَّ أُسْوَةٌ " . ثُمَّ قَالَ " أَمَا إِنَّهُ لَيْسَ فِي النَّوْمِ تَفْرِيطٌ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ عَلَى مَنْ لَمْ يُصَلِّ الصَّلاَةَ حَتَّى يَجِيءَ وَقْتُ الصَّلاَةِ الأُخْرَى فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَلْيُصَلِّهَا حِينَ يَنْتَبِهُ لَهَا فَإِذَا كَانَ الْغَدُ فَلْيُصَلِّهَا عِنْدَ وَقْتِهَا " . ثُمَّ قَالَ " مَا تَرَوْنَ النَّاسَ صَنَعُوا " . قَالَ ثُمَّ قَالَ " أَصْبَحَ النَّاسُ فَقَدُوا نَبِيَّهُمْ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَكُمْ لَمْ يَكُنْ لِيُخَلِّفَكُمْ . وَقَالَ النَّاسُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَيْدِيكُمْ فَإِنْ يُطِيعُوا أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ يَرْشُدُوا " . قَالَ فَانْتَهَيْنَا إِلَى النَّاسِ حِينَ امْتَدَّ النَّهَارُ وَحَمِيَ كُلُّ شَىْءٍ وَهُمْ يَقُولُونَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكْنَا عَطِشْنَا . فَقَالَ " لاَ هُلْكَ عَلَيْكُمْ " . ثُمَّ قَالَ " أَطْلِقُوا لِي غُمَرِي " . قَالَ وَدَعَا بِالْمِيضَأَةِ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصُبُّ وَأَبُو قَتَادَةَ يَسْقِيهِمْ فَلَمْ يَعْدُ أَنْ رَأَى النَّاسُ مَاءً فِي الْمِيضَأَةِ تَكَابُّوا عَلَيْهَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَحْسِنُوا الْمَلأَ كُلُّكُمْ سَيَرْوَى " . قَالَ فَفَعَلُوا فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصُبُّ وَأَسْقِيهِمْ حَتَّى مَا بَقِيَ غَيْرِي وَغَيْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - ثُمَّ صَبَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي " اشْرَبْ " . فَقُلْتُ لاَ أَشْرَبُ حَتَّى تَشْرَبَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " إِنَّ سَاقِيَ الْقَوْمِ آخِرُهُمْ شُرْبًا " . قَالَ فَشَرِبْتُ وَشَرِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَأَتَى النَّاسُ الْمَاءَ جَامِّينَ رِوَاءً . قَالَ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَبَاحٍ إِنِّي لأُحَدِّثُ هَذَا الْحَدِيثَ فِي مَسْجِدِ الْجَامِعِ إِذْ قَالَ عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ انْظُرْ أَيُّهَا الْفَتَى كَيْفَ تُحَدِّثُ فَإِنِّي أَحَدُ الرَّكْبِ تِلْكَ اللَّيْلَةَ . قَالَ قُلْتُ فَأَنْتَ أَعْلَمُ بِالْحَدِيثِ . فَقَالَ مِمَّنْ أَنْتَ قُلْتُ مِنَ الأَنْصَارِ . قَالَ حَدِّثْ فَأَنْتُمْ أَعْلَمُ بِحَدِيثِكُمْ . قَالَ فَحَدَّثْتُ الْقَوْمَ فَقَالَ عِمْرَانُ لَقَدْ شَهِدْتُ تِلْكَ اللَّيْلَةَ وَمَا شَعَرْتُ أَنَّ أَحَدًا حَفِظَهُ كَمَا حَفِظْتُهُ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 681 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü