Ebû Zer: Mal biriktirenleri cehennem ateşinde kızdırılan taşlarla müjdele.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 992a, Kitap 12, Hadis 43
Türkçe meal

Ahnef b. Kays şöyle rivayet etti:

Medine'ye geldim. Kureyş'in ileri gelenlerinden bir topluluğun bulunduğu bir halkada iken, elbisesi kaba, vücudu kaba, yüzü sert bir adam geldi, karşılarında durdu ve şöyle dedi: “(Mal) biriktirenleri, cehennem ateşinde kızdırılan taşlarla müjdele! Taş birinin göğüs ucuna konulur, nihayet kürek kemiğinin ucundan çıkar; kürek kemiğinin ucuna konulur, nihayet göğüs ucundan çıkar; (böylece) sarsılır durur.” Topluluk başlarını eğdi; içlerinden ona bir şeyle karşılık veren kimseyi görmedim.

Sonra dönüp gitti; ben de onu takip ettim. Bir direğin yanına oturdu. “Bunların, onlara söylediğin şeyden hoşlanmadıklarını gördüm” dedim. Şöyle dedi: “Bunlar hiçbir şey anlamazlar. Dostum Ebü'l-Kâsım (sallallahu aleyhi ve sellem) beni çağırdı, ona icabet ettim. 'Uhud'u görüyor musun?' buyurdu. Beni bir ihtiyacı için göndereceğini sanarak üzerimde ne kadar güneş kaldığına baktım ve 'Görüyorum' dedim. 'Onun gibi altınım olsa, üç dinar dışında hepsini infak etmek beni sevindirirdi' buyurdu. Sonra bunlar dünyayı biriktiriyorlar, hiçbir şey anlamıyorlar.” “Kureyş'ten kardeşlerinle aran nasıl? Onlara uğrayıp onlardan bir şey almıyorsun” dedim. “Hayır, Rabbine yemin olsun ki Allah'a ve Resûlü'ne kavuşuncaya kadar onlardan ne dünya (malı) isterim ne de din hakkında fetva sorarım” dedi.

Sahîh-i Müslim 992a, Kitap 12, Hadis 43

Arapça metin
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي، الْعَلاَءِ عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَبَيْنَا أَنَا فِي، حَلْقَةٍ فِيهَا مَلأٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ أَخْشَنُ الثِّيَابِ أَخْشَنُ الْجَسَدِ أَخْشَنُ الْوَجْهِ فَقَامَ عَلَيْهِمْ فَقَالَ بَشِّرِ الْكَانِزِينَ بِرَضْفٍ يُحْمَى عَلَيْهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُوضَعُ عَلَى حَلَمَةِ ثَدْىِ أَحَدِهِمْ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْ نُغْضِ كَتِفَيْهِ وَيُوضَعُ عَلَى نُغْضِ كَتِفَيْهِ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْ حَلَمَةِ ثَدْيَيْهِ يَتَزَلْزَلُ قَالَ فَوَضَعَ الْقَوْمُ رُءُوسَهُمْ فَمَا رَأَيْتُ أَحَدًا مِنْهُمْ رَجَعَ إِلَيْهِ شَيْئًا - قَالَ - فَأَدْبَرَ وَاتَّبَعْتُهُ حَتَّى جَلَسَ إِلَى سَارِيَةٍ فَقُلْتُ مَا رَأَيْتُ هَؤُلاَءِ إِلاَّ كَرِهُوا مَا قُلْتَ لَهُمْ . قَالَ إِنَّ هَؤُلاَءِ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا إِنَّ خَلِيلِي أَبَا الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم دَعَانِي فَأَجَبْتُهُ فَقَالَ " أَتَرَى أُحُدًا " . فَنَظَرْتُ مَا عَلَىَّ مِنَ الشَّمْسِ وَأَنَا أَظُنُّ أَنَّهُ يَبْعَثُنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ فَقُلْتُ أَرَاهُ . فَقَالَ " مَا يَسُرُّنِي أَنَّ لِي مِثْلَهُ ذَهَبًا أُنْفِقُهُ كُلَّهُ إِلاَّ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ " . ثُمَّ هَؤُلاَءِ يَجْمَعُونَ الدُّنْيَا لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا . قَالَ قُلْتُ مَا لَكَ وَلإِخْوَتِكَ مِنْ قُرَيْشٍ لاَ تَعْتَرِيهِمْ وَتُصِيبُ مِنْهُمْ . قَالَ لاَ وَرَبِّكَ لاَ أَسْأَلُهُمْ عَنْ دُنْيَا وَلاَ أَسْتَفْتِيهِمْ عَنْ دِينٍ حَتَّى أَلْحَقَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 992 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü