Abdurrahmân b. Yezîd şöyle rivayet etti:
Bir gün (insanlar) Abdullah'a (b. Mes'ûd, sorularla) yüklendiler. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: “Üzerimizden öyle bir zaman geçti ki biz hüküm vermiyorduk, o mevkide de değildik. Sonra Allah (azze ve celle), gördüğünüz (bu) duruma ulaşmamızı takdir etti. Bugünden sonra sizden kime bir hüküm vermek durumu arz olursa, Allah'ın Kitabı'nda olanla hüküm versin. Eğer Allah'ın Kitabı'nda bulunmayan bir mesele gelirse, Peygamberi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) hükmettiği şeyle hüküm versin. Eğer Allah'ın Kitabı'nda bulunmayan ve Peygamberi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) de hükmetmediği bir mesele gelirse, sâlihlerin hükmettiği şeyle hüküm versin. Eğer Allah'ın Kitabı'nda bulunmayan, Peygamberi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) de sâlihlerin de hükmetmediği bir mesele gelirse, re'yiyle içtihad etsin ve ‘Ben korkuyorum, ben korkuyorum’ demesin. Çünkü helal bellidir, haram da bellidir; ikisinin arasında şüpheli işler vardır. Seni şüpheye düşüreni bırak, şüpheye düşürmeyene yönel.”
Ebû Abdurrahmân (en-Nesâî) dedi ki: Bu hadis iyidir, iyidir.
Sünen-i Nesâî 5397, Kitap 49, Hadis 19