Serin gölge, güzel taze hurma ve soğuk su; kıyamet günü sorguya çekileceğiniz nimetlerdendir.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 2369, Kitap 36, Hadis 66
Zayıf
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), dışarı çıkmadığı ve kimsenin kendisiyle karşılaşmadığı bir saatte (evinden) çıktı. Ebû Bekir yanına geldi. (Peygamber): “Seni buraya getiren nedir, ey Ebû Bekir?” diye sordu. Ebû Bekir: “Resûlullah'la (sallallahu aleyhi ve sellem) karşılaşmak, yüzüne bakmak ve ona selam vermek için çıktım” dedi. Çok geçmeden Ömer geldi. (Peygamber): “Seni buraya getiren nedir, ey Ömer?” diye sordu. Ömer: “Açlık, ey Allah'ın Resûlü!” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ben de onun bir kısmını hissettim” buyurdu. Bunun üzerine Ensâr'dan Ebü'l-Heysem b. et-Teyyihân'ın evine gittiler. O, çok hurma ağacı ve koyunu olan bir adamdı; ama hizmetçisi yoktu. Onu evde bulamadılar ve hanımına: “Kocan nerede?” diye sordular. Kadın: “Bize tatlı su getirmeye gitti” dedi. Çok geçmeden Ebü'l-Heysem, taşımakta zorlandığı bir kırbayla geldi; onu yere bıraktı, sonra gelip Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) sarıldı ve “Anam babam sana feda olsun” demeye başladı. Sonra onları bahçesine götürdü, onlar için bir yaygı serdi. Ardından bir hurma ağacına gidip bir salkım getirdi ve önlerine koydu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bizim için onun olgun hurmalarından seçseydin ya!” buyurdu. Ebü'l-Heysem: “Ey Allah'ın Resûlü! Olgun hurmalarından ve hamlarından sizin seçmenizi istedim” dedi. Yediler ve o sudan içtiler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Canım elinde olana yemin olsun ki bu, kıyamet günü kendisinden sorguya çekileceğiniz nimetlerdendir: Serin gölge, güzel taze hurma ve soğuk su.” Sonra Ebü'l-Heysem onlara yemek hazırlamak için gitti. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sakın sağmal bir hayvan kesme!” buyurdu. Ebü'l-Heysem onlar için dişi ya da erkek bir oğlak kesip getirdi, onlar da yediler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Senin hizmetçin var mı?” diye sordu. “Hayır” dedi. “Öyleyse bize esir gelince yanımıza gel” buyurdu. Derken Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) yanlarında üçüncüsü olmayan iki esir getirildi. Ebü'l-Heysem yanına geldi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bunlardan birini seç” buyurdu. Ebü'l-Heysem: “Ey Allah'ın Nebîsi! Sen benim için seç” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kendisine danışılan kimse emindir (güvenilir olmalıdır). Şunu al; çünkü ben onu namaz kılarken gördüm. Ona iyi davranmanı tavsiye ederim.” Ebü'l-Heysem hanımına gidip ona Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünü haber verdi. Hanımı: “Onu azat etmedikçe Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) onun hakkında söylediğinin hakkını veremezsin” dedi. Ebü'l-Heysem: “Öyleyse o hürdür” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah hiçbir peygamber ve hiçbir halife göndermemiştir ki onun iki yakın çevresi (bitânesi) olmasın: Biri ona iyiliği emreder ve onu kötülükten men eder; diğeri ise onu bozmak için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Kim kötü çevreden korunursa, gerçekten korunmuştur.”

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih garîbdir.

Câmiu't-Tirmizî 2369, Kitap 36, Hadis 66

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَاعَةٍ لاَ يَخْرُجُ فِيهَا وَلاَ يَلْقَاهُ فِيهَا أَحَدٌ فَأَتَاهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ " مَا جَاءَ بِكَ يَا أَبَا بَكْرٍ " . فَقَالَ خَرَجْتُ أَلْقَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْظُرُ فِي وَجْهِهِ وَالتَّسْلِيمَ عَلَيْهِ . فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ جَاءَ عُمَرُ فَقَالَ " مَا جَاءَ بِكَ يَا عُمَرُ " . قَالَ الْجُوعُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَأَنَا قَدْ وَجَدْتُ بَعْضَ ذَلِكَ " . فَانْطَلَقُوا إِلَى مَنْزِلِ أَبِي الْهَيْثَمِ بْنِ التَّيِّهَانِ الأَنْصَارِيِّ وَكَانَ رَجُلاً كَثِيرَ النَّخْلِ وَالشَّاءِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ خَدَمٌ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَقَالُوا لاِمْرَأَتِهِ أَيْنَ صَاحِبُكِ فَقَالَتِ انْطَلَقَ يَسْتَعْذِبُ لَنَا الْمَاءَ . فَلَمْ يَلْبَثُوا أَنْ جَاءَ أَبُو الْهَيْثَمِ بِقِرْبَةٍ يَزْعَبُهَا فَوَضَعَهَا ثُمَّ جَاءَ يَلْتَزِمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَيُفَدِّيهِ بِأَبِيهِ وَأُمِّهِ ثُمَّ انْطَلَقَ بِهِمْ إِلَى حَدِيقَتِهِ فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى نَخْلَةٍ فَجَاءَ بِقِنْوٍ فَوَضَعَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَفَلاَ تَنَقَّيْتَ لَنَا مِنْ رُطَبِهِ " . فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَرَدْتُ أَنْ تَخْتَارُوا أَوْ قَالَ تَخَيَّرُوا مِنْ رُطَبِهِ وَبُسْرِهِ . فَأَكَلُوا وَشَرِبُوا مِنْ ذَلِكَ الْمَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَذَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مِنَ النَّعِيمِ الَّذِي تُسْأَلُونَ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ظِلٌّ بَارِدٌ وَرُطَبٌ طَيِّبٌ وَمَاءٌ بَارِدٌ " . فَانْطَلَقَ أَبُو الْهَيْثَمِ لِيَصْنَعَ لَهُمْ طَعَامًا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَذْبَحَنَّ ذَاتَ دَرٍّ " . قَالَ فَذَبَحَ لَهُمْ عَنَاقًا أَوْ جَدْيًا فَأَتَاهُمْ بِهَا فَأَكَلُوا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَلْ لَكَ خَادِمٌ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَإِذَا أَتَانَا سَبْىٌ فَائْتِنَا " . فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرَأْسَيْنِ لَيْسَ مَعَهُمَا ثَالِثٌ فَأَتَاهُ أَبُو الْهَيْثَمِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اخْتَرْ مِنْهُمَا " . فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ اخْتَرْ لِي . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْمُسْتَشَارَ مُؤْتَمَنٌ خُذْ هَذَا فَإِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي وَاسْتَوْصِ بِهِ مَعْرُوفًا " . فَانْطَلَقَ أَبُو الْهَيْثَمِ إِلَى امْرَأَتِهِ فَأَخْبَرَهَا بِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتِ امْرَأَتُهُ مَا أَنْتَ بِبَالِغٍ مَا قَالَ فِيهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ أَنْ تَعْتِقَهُ قَالَ فَهُوَ عَتِيقٌ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْ نَبِيًّا وَلاَ خَلِيفَةً إِلاَّ وَلَهُ بِطَانَتَانِ بِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَاهُ عَنِ الْمُنْكَرِ وَبِطَانَةٌ لاَ تَأْلُوهُ خَبَالاً وَمَنْ يُوقَ بِطَانَةَ السُّوءِ فَقَدْ وُقِيَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 2369 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü