Lezzetleri yıkıp yok edeni, ölümü çok anın; kabir ya cennet bahçesi ya da cehennem çukurudur.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 2460, Kitap 37, Hadis 46
Zayıf
Türkçe meal

Ebû Saîd (el-Hudrî) (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namaz kıldığı yere girdi ve dişleri görünecek şekilde gülüyormuş gibi olan bazı insanlar gördü. Şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Eğer lezzetleri yıkıp yok edeni çok ansaydınız, bu gördüğümden sizi alıkoyardı. Lezzetleri yıkıp yok edeni, ölümü çok anın. Çünkü kabir üzerine hiçbir gün gelmez ki o gün konuşup şöyle demesin: ‘Ben gurbet eviyim, ben yalnızlık eviyim, ben toprak eviyim, ben kurt böcek eviyim.’ Mümin kul defnedildiğinde kabir ona: ‘Merhaba, hoş geldin! Doğrusu sen, sırtımda yürüyenler içinde bana en sevimli olanıydın. Bugün sana ben sahip oldum ve sen bana geldin; sana neler yapacağımı göreceksin’ der.” (Peygamber) buyurdu ki: “Gözünün gördüğü yere kadar ona genişler ve ona cennete açılan bir kapı açılır. Günahkâr ya da kâfir kul defnedildiğinde ise kabir ona: ‘Sana merhaba da yok, hoş geldin de yok! Doğrusu sen, sırtımda yürüyenler içinde bana en sevimsiz olanıydın. Bugün sana ben sahip oldum ve sen bana geldin; sana neler yapacağımı göreceksin’ der.” Buyurdu ki: “Kabir onu öyle sıkar ki, üzerine kapanır ve kaburgaları birbirine geçer.” (Ebû Saîd) dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) parmaklarıyla (işaret etti) ve parmaklarının bir kısmını diğerlerinin arasına geçirdi. Buyurdu ki: “Allah ona yetmiş ejderha musallat eder; onlardan biri yeryüzüne bir kez üflese, dünya durdukça yer hiçbir şey bitirmez. Hesaba götürülünceye kadar onu ısırır ve tırmalarlar.” (Ebû Saîd) dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis garîbdir; onu ancak bu yoldan biliyoruz.

Câmiu't-Tirmizî 2460, Kitap 37, Hadis 46

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنُ مَدُّويَهْ التِّرْمِذِيُّ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ الْحَكَمِ الْعُرَنِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ الْوَلِيدِ الْوَصَّافِيُّ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُصَلاَّهُ فَرَأَى نَاسًا كَأَنَّهُمْ يَكْتَشِرُونَ قَالَ " أَمَا إِنَّكُمْ لَوْ أَكْثَرْتُمْ ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ لَشَغَلَكُمْ عَمَّا أَرَى فَأَكْثِرُوا مِنْ ذِكْرِ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ الْمَوْتِ فَإِنَّهُ لَمْ يَأْتِ عَلَى الْقَبْرِ يَوْمٌ إِلاَّ تَكَلَّمَ فِيهِ فَيَقُولُ أَنَا بَيْتُ الْغُرْبَةِ وَأَنَا بَيْتُ الْوَحْدَةِ وَأَنَا بَيْتُ التُّرَابِ وَأَنَا بَيْتُ الدُّودِ . فَإِذَا دُفِنَ الْعَبْدُ الْمُؤْمِنُ قَالَ لَهُ الْقَبْرُ مَرْحَبًا وَأَهْلاً أَمَا إِنْ كُنْتَ لأَحَبَّ مَنْ يَمْشِي عَلَى ظَهْرِي إِلَىَّ فَإِذْ وُلِّيتُكَ الْيَوْمَ وَصِرْتَ إِلَىَّ فَسَتَرَى صَنِيعِي بِكَ . قَالَ فَيَتَّسِعُ لَهُ مَدَّ بَصَرِهِ وَيُفْتَحُ لَهُ بَابٌ إِلَى الْجَنَّةِ . وَإِذَا دُفِنَ الْعَبْدُ الْفَاجِرُ أَوِ الْكَافِرُ قَالَ لَهُ الْقَبْرُ لاَ مَرْحَبًا وَلاَ أَهْلاً أَمَا إِنْ كُنْتَ لأَبْغَضَ مَنْ يَمْشِي عَلَى ظَهْرِي إِلَىَّ فَإِذْ وُلِّيتُكَ الْيَوْمَ وَصِرْتَ إِلَىَّ فَسَتَرَى صَنِيعِي بِكَ . قَالَ فَيَلْتَئِمُ عَلَيْهِ حَتَّى تَلْتَقِيَ عَلَيْهِ وَتَخْتَلِفَ أَضْلاَعُهُ . قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَصَابِعِهِ فَأَدْخَلَ بَعْضَهَا فِي جَوْفِ بَعْضٍ قَالَ " وَيُقَيِّضُ اللَّهُ لَهُ سَبْعِينَ تِنِّينًا لَوْ أَنَّ وَاحِدًا مِنْهَا نَفَخَ فِي الأَرْضِ مَا أَنْبَتَتْ شَيْئًا مَا بَقِيَتِ الدُّنْيَا فَيَنْهَشْنَهُ وَيَخْدِشْنَهُ حَتَّى يُفْضَى بِهِ إِلَى الْحِسَابِ " . قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 2460 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü