Ka'b b. Mâlik (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı hiçbir gazveden, Tebük gazvesine kadar, Bedir dışında geri kalmadım. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir'den geri kalan hiç kimseyi kınamadı; çünkü o (Bedir'e) yalnızca kervanı (ele geçirmeyi) isteyerek çıkmıştı. Kureyş de kervanlarına yardım etmek için çıktı ve Allah Azze ve Celle'nin buyurduğu gibi önceden sözleşmeksizin karşılaştılar. Ömrüme yemin ederim ki insanlar arasında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşlarının en şereflisi Bedir'dir. Ama ben Akabe gecesi İslâm üzerine sözleştiğimiz biatimin yerine orada bulunmuş olmayı istemezdim. Sonra Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) Tebük gazvesine kadar geri kalmadım. O, yaptığı son gazvedir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yola çıkılacağını ilan etti. —(Ka'b) hadisi uzun uzun anlattı ve şöyle dedi:— Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gittim. Bir de baktım ki mescitte oturuyor, Müslümanlar da etrafında. Ay'ın parlaması gibi parlıyordu; bir şeye sevindiğinde (yüzü) parlardı. Gelip önüne oturdum. “Ey Ka'b b. Mâlik! Annen seni doğurduğundan beri üzerine gelen en hayırlı günle müjdelen!” buyurdu. “Ey Allah'ın Nebîsi! Bu Allah katından mı, yoksa senin katından mı?” dedim. “Bilakis Allah katındandır.” buyurdu. Sonra şu âyetleri okudu: “Andolsun Allah, Peygamberin ve zorluk anında ona uyan muhâcirlerin ve ensârın tevbesini kabul etti.” (Tevbe 9/117) “...Şüphesiz Allah tevbeleri çok kabul eden, çok merhametli olandır.” (Tevbe 9/118) kısmına kadar. (Ka'b) dedi ki: Şu âyet de bizim hakkımızda indi: “Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe 9/119) Ben de “Ey Allah'ın Nebîsi! Tevbemden biri de ancak doğruyu söylemem ve bütün malımdan sıyrılıp onu Allah'a ve Resûlü'ne sadaka olarak vermemdir.” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Malının bir kısmını kendine ayır; bu senin için daha hayırlıdır.” buyurdu. “O hâlde Hayber'deki payımı ayırıyorum.” dedim. (Ka'b) dedi ki: Müslüman olduktan sonra Allah bana, ben ve iki arkadaşım Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) doğruyu söylediğimizde ona karşı doğru sözlü olmamdan daha büyük gördüğüm bir nimet vermedi. Yalan söyleyip de onların helak olduğu gibi helak olmadık. Umarım Allah doğruluk konusunda kimseyi beni imtihan ettiği gibi imtihan etmemiştir. O günden sonra kasten hiç yalana yönelmedim. Kalan ömrümde de Allah'ın beni (yalandan) koruyacağını umarım.
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis Zührî'den bu isnaddan farklı olarak da rivayet edilmiştir. (Senette) “Abdurrahmân b. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'ten, o amcası Ubeydullah'tan, o da Ka'b'dan” da denilmiştir; bundan başkası da söylenmiştir. Yûnus b. Yezîd bu hadisi Zührî'den, o Abdurrahmân b. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'ten rivayet etmiştir: Babası (Abdullah) ona Ka'b b. Mâlik'ten rivayet etmiştir.
Câmiu't-Tirmizî 3102, Kitap 47, Hadis 154