Kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm, İbrâhîm oğlu İshâk oğlu Ya'kûb oğlu Yûsuf'tur.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 3116, Kitap 47, Hadis 168
Hasen
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm, İbrâhîm oğlu İshâk oğlu Ya'kûb oğlu Yûsuf'tur.” (Yine) buyurdu ki: “Eğer ben, onun zindanda kaldığı kadar kalsaydım, sonra bana elçi gelseydi, (davete) icabet ederdim.” Sonra şu âyeti okudu: “Elçi ona gelince (Yûsuf) dedi ki: Efendine dön de ona, ellerini kesen o kadınların durumu nedir diye sor.” (Yûsuf 12/50) (Yine) buyurdu ki: “Allah Lût'a rahmet etsin! O, sağlam bir dayanağa sığınıyordu. Hani şöyle demişti: ‘Keşke size karşı bir gücüm olsaydı ya da sağlam bir dayanağa sığınabilseydim!’ (Hûd 11/80) Allah ondan sonra hiçbir peygamberi, kavminin en yüksek (zirve) konumunda olmadıkça göndermedi.”

(Başka bir senetle) Abde ve Abdurrahîm, Muhammed b. Amr'dan Fadl b. Mûsâ'nın hadisinin benzerini rivayet ettiler; ancak o şöyle dedi: “Allah ondan sonra hiçbir peygamberi, kavmi içinde bir servet (servet ve güç) içinde olmadıkça göndermedi.” Muhammed b. Amr dedi ki: Servet (es-serve), çokluk ve korunma gücü demektir.

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu, Fadl b. Mûsâ'nın rivayetinden daha sahihtir. Bu hadis hasendir.

Câmiu't-Tirmizî 3116, Kitap 47, Hadis 168

Arapça metin
حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ الْخُزَاعِيُّ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْكَرِيمَ بْنَ الْكَرِيمِ بْنِ الْكَرِيمِ بْنِ الْكَرِيمِ يُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ قَالَ وَلَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ مَا لَبِثَ ثُمَّ جَاءَنِي الرَّسُولُ أَجَبْتُ . ثُمَّ قَرَأََ : ( فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ ) قَالَ : وَرَحْمَةُ اللَّهِ عَلَى لُوطٍ إِنْ كَانَ لَيَأْوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ إِذْ قَالَ : ( لَوْ أَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً أَوْ آوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ ) فَمَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ بَعْدِهِ نَبِيًّا إِلاَّ فِي ذِرْوَةٍ مِنْ قَوْمِهِ " .

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، وَعَبْدُ الرَّحِيمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، نَحْوَ حَدِيثِ الْفَضْلِ بْنِ مُوسَى إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ " مَا بَعَثَ اللَّهُ بَعْدَهُ نَبِيًّا إِلاَّ فِي ثَرْوَةٍ مِنْ قَوْمِهِ " . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو الثَّرْوَةُ الْكَثْرَةُ وَالْمَنَعَةُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ رِوَايَةِ الْفَضْلِ بْنِ مُوسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 3116 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü