Bu sadaka ancak insanların kirleridir; Muhammed'e de Muhammed'in ailesine de helal olmaz.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 2985, Kitap 20, Hadis 58
Sahih
Türkçe meal

Abdülmuttalib b. Rebîa b. el-Hâris (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Babası Rebîa b. el-Hâris ile Abbâs b. Abdülmuttalib, Abdülmuttalib b. Rebîa'ya ve Fadl b. Abbâs'a şöyle dediler: “Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin ve ona şöyle deyin: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Gördüğün gibi yaşımız ilerledi ve evlenmek istiyoruz. Ey Allah'ın Resûlü! Sen insanların en iyiliksever ve akrabalık bağını en çok gözetenisin. Babalarımızın bizim adımıza verecekleri mehir yok. Ey Allah'ın Resûlü! Bizi sadakalar üzerine (âmil olarak) görevlendir; âmillerin sana teslim ettiğini biz de sana teslim edelim ve onda olan faydadan biz de nasibimizi alalım.’” (Abdülmuttalib) dedi ki: Biz bu hâldeyken Ali b. Ebû Tâlib yanımıza geldi ve bize: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Hayır, vallahi sizden hiç kimseyi sadaka üzerine görevlendirmeyiz’ buyurdu” dedi. Rebîa ona: “Bu senin (kendi) işindendir. Sen Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) damadı olma (şerefine) erdin de biz bunu sana çok görmedik” dedi. Bunun üzerine Ali ridasını (yere) attı, sonra üzerine uzandı ve şöyle dedi: “Ben Ebû Hasan'ım, (kavmin) efendisiyim. Vallahi, iki oğlunuz sizin onları Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdiğiniz işin cevabıyla size dönünceye kadar buradan ayrılmam.”

Abdülmuttalib dedi ki: Ben ve Fadl, Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) odasının kapısına gittik; öğle namazının kılınmaya başlamasına denk geldik ve insanlarla birlikte namaz kıldık. Sonra ben ve Fadl, Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) odasının kapısına koştuk; o gün o, Zeyneb bint Cahş'ın yanındaydı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gelinceye kadar kapıda durduk. (Gelince) benim kulağımdan ve Fadl'ın kulağından tuttu, sonra: “İçinizde sakladığınızı çıkarın” buyurdu. Sonra içeri girdi, bana ve Fadl'a izin verdi; biz de girdik. Bir süre konuşmayı birbirimize bıraktık. Sonra ben onunla konuştum ya da Fadl onunla konuştu —Abdullah bunda şüphe etti—. (Abdülmuttalib) dedi ki: Babalarımızın bize emrettiği işi ona söyledi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir süre sustu ve gözünü evin tavanına doğru kaldırdı; o kadar uzun sürdü ki bize hiçbir cevap vermeyeceğini sandık. Nihayet Zeyneb'in perdenin arkasından eliyle bize işaret ettiğini gördük; acele etmemenizi istiyordu, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da bizim işimizle meşguldü. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başını indirdi ve bize şöyle buyurdu: “Bu sadaka ancak insanların kirleridir. O, Muhammed'e de Muhammed'in ailesine de helal olmaz. Bana Nevfel b. el-Hâris'i çağırın.” Nevfel b. el-Hâris çağrıldı. (Peygamber): “Ey Nevfel! Abdülmuttalib'i evlendir” buyurdu; Nevfel de beni evlendirdi. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bana Mahmiye b. Cez'i çağırın” buyurdu. O, Benî Zübeyd'den bir adamdı; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu humuslar üzerine görevlendirmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mahmiye'ye: “Fadl'ı evlendir” buyurdu; o da onu evlendirdi. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kalk, humustan onların mehrini şu kadar ver” buyurdu. Abdullah b. el-Hâris onu (miktarı) bana söylemedi.

Sünen-i Ebû Dâvûd 2985, Kitap 20, Hadis 58

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ الْهَاشِمِيُّ، أَنَّ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ بْنَ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ رَبِيعَةَ بْنَ الْحَارِثِ وَعَبَّاسَ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ قَالاَ لِعَبْدِ الْمُطَّلِبِ بْنِ رَبِيعَةَ وَلِلْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ ائْتِيَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُولاَ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَلَغْنَا مِنَ السِّنِّ مَا تَرَى وَأَحْبَبْنَا أَنْ نَتَزَوَّجَ وَأَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبَرُّ النَّاسِ وَأَوْصَلُهُمْ وَلَيْسَ عِنْدَ أَبَوَيْنَا مَا يُصْدِقَانِ عَنَّا فَاسْتَعْمِلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَى الصَّدَقَاتِ فَلْنُؤَدِّ إِلَيْكَ مَا يُؤَدِّي الْعُمَّالُ وَلْنُصِبْ مَا كَانَ فِيهَا مِنْ مِرْفَقٍ . قَالَ فَأَتَى إِلَيْنَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ وَنَحْنُ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ فَقَالَ لَنَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ وَاللَّهِ لاَ نَسْتَعْمِلُ مِنْكُمْ أَحَدًا عَلَى الصَّدَقَةِ " . فَقَالَ لَهُ رَبِيعَةُ هَذَا مِنْ أَمْرِكَ قَدْ نِلْتَ صِهْرَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نَحْسُدْكَ عَلَيْهِ . فَأَلْقَى عَلِيٌّ رِدَاءَهُ ثُمَّ اضْطَجَعَ عَلَيْهِ فَقَالَ أَنَا أَبُو حَسَنٍ الْقَرْمُ وَاللَّهِ لاَ أَرِيمُ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْكُمَا ابْنَاكُمَا بِجَوَابِ مَا بَعَثْتُمَا بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ عَبْدُ الْمُطَّلِبِ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى نُوَافِقَ صَلاَةَ الظُّهْرِ قَدْ قَامَتْ فَصَلَّيْنَا مَعَ النَّاسِ ثُمَّ أَسْرَعْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَوْمَئِذٍ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَقُمْنَا بِالْبَابِ حَتَّى أَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذَ بِأُذُنِي وَأُذُنِ الْفَضْلِ ثُمَّ قَالَ أَخْرِجَا مَا تُصَرِّرَانِ ثُمَّ دَخَلَ فَأَذِنَ لِي وَلِلْفَضْلِ فَدَخَلْنَا فَتَوَاكَلْنَا الْكَلاَمَ قَلِيلاً ثُمَّ كَلَّمْتُهُ أَوْ كَلَّمَهُ الْفَضْلُ - قَدْ شَكَّ فِي ذَلِكَ عَبْدُ اللَّهِ - قَالَ كَلَّمَهُ بِالأَمْرِ الَّذِي أَمَرَنَا بِهِ أَبَوَانَا فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً وَرَفَعَ بَصَرَهُ قِبَلَ سَقْفِ الْبَيْتِ حَتَّى طَالَ عَلَيْنَا أَنَّهُ لاَ يَرْجِعُ إِلَيْنَا شَيْئًا حَتَّى رَأَيْنَا زَيْنَبَ تَلْمَعُ مِنْ وَرَاءِ الْحِجَابِ بِيَدِهَا تُرِيدُ أَنْ لاَ تَعْجَلاَ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَمْرِنَا ثُمَّ خَفَّضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ فَقَالَ لَنَا " إِنَّ هَذِهِ الصَّدَقَةَ إِنَّمَا هِيَ أَوْسَاخُ النَّاسِ وَإِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لِمُحَمَّدٍ وَلاَ لآلِ مُحَمَّدٍ ادْعُوا لِي نَوْفَلَ بْنَ الْحَارِثِ " . فَدُعِيَ لَهُ نَوْفَلُ بْنُ الْحَارِثِ فَقَالَ " يَا نَوْفَلُ أَنْكِحْ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ " . فَأَنْكَحَنِي نَوْفَلٌ ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ادْعُوا لِي مَحْمِيَةَ بْنَ جَزْءٍ " . وَهُوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُبَيْدٍ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَهُ عَلَى الأَخْمَاسِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَحْمِيَةَ " أَنْكِحِ الْفَضْلَ " . فَأَنْكَحَهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُمْ فَأَصْدِقْ عَنْهُمَا مِنَ الْخُمُسِ كَذَا وَكَذَا " . لَمْ يُسَمِّهِ لِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 2985 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü